son yirmi dakikadır hayatımda hiçbir değişiklik olmadı. yirmibirinci dakikada bu duruma içerleyip bir çay söyledim. bunların hepsi geçmişte kaldı be murat. simit yer misin? yok ben almayayım, ama söylerken almiycam dedin. bazen olur. merhaba ben doktor falanca, bir tane leptapım var. ben filancanın yanından geliyorum, selam söyledi. çay söylesene, değiştir, peki. kız sen istanbul’un neresindensin? merhaba, ben bir program yüklerken bilgisayarım kapanıyor. aferin. ben de bu akşam nerde yesem diyordum, sırtımda hafif bir ağrı var. inanmazsan sor. ben aslında biliyordum ama işte. bilirsin, hani, olur ya, bazen, i yazmak isterken ya da virgül koymak isterken elin ürgüp’e değer ve komikü olur bazen, olur ya, haniü, bilirsin. pazartesiyi de bitirecem ulan, dünyayı da kurtarıcam. bilader tuzu uzatır mısın, uzatma lan tamam. kes. ctrl + v. ctrl + z, ctrl + z, ctrl + z…
ne diyorum ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ne diyorum ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Şubat 2008
18 Şubat 2008
içerisinde at koşturabilemeyeceğin
hızlı adımlarla yaptığım yürüyüşümü kesmeden, siyah renkli ayakkabılarımın üzerinin az da olsa çamurlandığı gördüm. böylece zamandan tasarruf edip etmediği mi düşünmüyordum bu sadece böyle olduğu için böyle yazıyordum.
gideceğim yer, daha önce de birçok kez gittiğim bir yer olduğu için, sanki gidilesi pek zor değilmiş gibi bir his veriyordu bana. kulaklarımın donacak kadar üşümüş olmasını bile biraz sonra hatırlayacaktım.
pek hatırlamasam da ne hakkında olduğunu, yürürken yine bir şeyler düşünüyordum.
aniden yürüdüğüm yol üzerindeki sokak lambalarının birçoğu sönüverdi, başımı yukarı kaldırıp lambalara bakarken birden gözüm aya doğru kaydı, sonra da siyaha çok yakın koyuluktaki mavi gökyüzüne.
hâlbuki şu bahsettiğim an sadece bir dakikalık bir zaman dilimine aitti. ama işte benim için hayat sokak lambalarını söndürüp, aya bakmamı sağlarken, sokak lambalarının sönmesi için bir trafik kazası gerekmişti ve bu kazada biri hayatını kaybetmek üzereydi, etrafta insanı iliklerine kadar donduracak bir hava vardı.
evsiz bir dünya vatandaşı yine kendi gibi sahipsiz bir köpekle soğuk rüzgârın pek erişemediği tenha ve kuytu bir yerde uzanmıştı ve aslında adam zaten soğuktan ölmüş ancak köpek yalnız kalmamak ve onu yalnız bırakmamak için orada yatıyordu.
elektriğin kesildiği bölgedeki bir evin perdesine içeriden bir ışık vuruyordu. muhtemelen de mum yakılmıştı ve belki de ‘hay ben bu elektriklerin’ deniliyordu bir çok evde. ve evet sonra nasıl oldu da oldu hiçbir şey olmamış gibi oldu.
burası zaten su içmek için mutfağa gittiğim kısımdı ve odam çok soğuk olduğu için beynim git ısınacak bir yer bul lan salak, diyordu ya da buna benzer bir şey. hazır konu değişmişken, unutmak istediğin bir şeyler olduğu zaman biraz üşü iyi gelir her boku unutabilirsin. bazen bazı şeyler uzun zaman alır fakat bla bla bla gibi bir cümle de bünyeye iyi gelmez çünkü yarın işe gitmeliyiz, erken yatıp erken kalkmalı, önce sola sonra sağa ve sonra, son kez olarak da sola bakmalı ve mutlu bir hafta başına başlangıç yapmalıyız. ama bu demek değil ki, gibi bir girişle zaten bu dünyaya da bir şey veremezsin, ancak sabah metroya kadar yürümek için karlar üzerine basacağın o sıralarda ağzında büyük bir salatalık dilimini yerken çıkan o sesin, karlar üzerine bastığında çıkan o sesle benzeşmesine dayanarak, dünyaya ben de bir kar parçasıyım mesajını verebilirsin. ne de olsa ağzın var, salatalık da elinde.
2038, yamalı bir asfalt üzerinde. pazar. çoraplarım mavi, saçlarım taralı.
2038, yamalı bir asfalt üzerinde. pazar. çoraplarım mavi, saçlarım taralı.
12 Şubat 2008
ölmeden önce en az çok kere yaptıgım onca şeylerden biri
metronun camından dışarıyı seyrediyordum. derken metro inmem gereken istasyona geldi.
indim.
indim.
21 Mayıs 2007
hüzüntülü açlık
karla karışık gece yağarken yağmurlarıma, yürümeyi seçiyordum aynamın kırıldığı yere doğru ve kendimi buluyordum; kendime şarkı sözü yazarken ve üzerimde tüm dünya, bana bakıyordu, dünya demek insanlar demek değildi. dünyanın tüm akli dengesi bozulmuştu, dünya demek insanlar demekti. uzandığımda uyandığımı hatırladım. paragraflarımı düşürmüştüm ve hepsi kilimle aynı renkti. kilimi silkeledim balkondan aşağı, bütün kelimelerim ölüme düşüyordu bense lüzumsuz bir gevezelik yapıyordum iç dünyamda. birazdan kapı çaldı, gelenler alfabenin bir çok harfiydi. büyük olanlar yanında küçüklerini de getirmişlerdi. ve onlara söz verdim. sonra pilavın tuzu az olduğu için ağlamıştım. aç kalmıştım... şimdi ise gidiyorum yumuşak yastığa başımı koymaya. sabah telefonumun sen çalmasını bekliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
yıl olmuş kaç, sen hala ne?
bir alttaki yazı ile bu yazı arasında 15 seneden fazla zaman var. neredeyse 6000 gün. altıbin adet doğmalı batmalı gün. hepsi de adrese tesl...
-
Tatil e cıkacagım şurda 2 gün kaldı.. Ama gel gör ki işler giderek arttı. Sinir bi durum Stres oldum bugün.. Güzel olan tek şey; Mudanya ya ...
-
Parıltıları kaldı artık biriken sıkıntılarımın Organlarım teker teker dökülüyor, Kalbim o kadar sessiz ki bu duruma.. İçinden haykırıyor, du...
-
Beynimin içinde bir tadilat var. Sanırım Filler büyük hasar vermiş. Tadilat ı yapanlar kısa süreli bi uzaklık yaşa diyor.. Uzan, gözlerini k...