zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2008

içerisinde at koşturabilemeyeceğin

hızlı adımlarla yaptığım yürüyüşümü kesmeden, siyah renkli ayakkabılarımın üzerinin az da olsa çamurlandığı gördüm. böylece zamandan tasarruf edip etmediği mi düşünmüyordum bu sadece böyle olduğu için böyle yazıyordum.
gideceğim yer, daha önce de birçok kez gittiğim bir yer olduğu için, sanki gidilesi pek zor değilmiş gibi bir his veriyordu bana. kulaklarımın donacak kadar üşümüş olmasını bile biraz sonra hatırlayacaktım.
pek hatırlamasam da ne hakkında olduğunu, yürürken yine bir şeyler düşünüyordum.
aniden yürüdüğüm yol üzerindeki sokak lambalarının birçoğu sönüverdi, başımı yukarı kaldırıp lambalara bakarken birden gözüm aya doğru kaydı, sonra da siyaha çok yakın koyuluktaki mavi gökyüzüne.
hâlbuki şu bahsettiğim an sadece bir dakikalık bir zaman dilimine aitti. ama işte benim için hayat sokak lambalarını söndürüp, aya bakmamı sağlarken, sokak lambalarının sönmesi için bir trafik kazası gerekmişti ve bu kazada biri hayatını kaybetmek üzereydi, etrafta insanı iliklerine kadar donduracak bir hava vardı.
evsiz bir dünya vatandaşı yine kendi gibi sahipsiz bir köpekle soğuk rüzgârın pek erişemediği tenha ve kuytu bir yerde uzanmıştı ve aslında adam zaten soğuktan ölmüş ancak köpek yalnız kalmamak ve onu yalnız bırakmamak için orada yatıyordu.
elektriğin kesildiği bölgedeki bir evin perdesine içeriden bir ışık vuruyordu. muhtemelen de mum yakılmıştı ve belki de ‘hay ben bu elektriklerin’ deniliyordu bir çok evde. ve evet sonra nasıl oldu da oldu hiçbir şey olmamış gibi oldu.
burası zaten su içmek için mutfağa gittiğim kısımdı ve odam çok soğuk olduğu için beynim git ısınacak bir yer bul lan salak, diyordu ya da buna benzer bir şey. hazır konu değişmişken, unutmak istediğin bir şeyler olduğu zaman biraz üşü iyi gelir her boku unutabilirsin. bazen bazı şeyler uzun zaman alır fakat bla bla bla gibi bir cümle de bünyeye iyi gelmez çünkü yarın işe gitmeliyiz, erken yatıp erken kalkmalı, önce sola sonra sağa ve sonra, son kez olarak da sola bakmalı ve mutlu bir hafta başına başlangıç yapmalıyız. ama bu demek değil ki, gibi bir girişle zaten bu dünyaya da bir şey veremezsin, ancak sabah metroya kadar yürümek için karlar üzerine basacağın o sıralarda ağzında büyük bir salatalık dilimini yerken çıkan o sesin, karlar üzerine bastığında çıkan o sesle benzeşmesine dayanarak, dünyaya ben de bir kar parçasıyım mesajını verebilirsin. ne de olsa ağzın var, salatalık da elinde.

2038, yamalı bir asfalt üzerinde. pazar. çoraplarım mavi, saçlarım taralı.

5 Ağustos 2007

demek ki, o insan dediğin...

yine bir sabah ile uyanır ve işte kendi kendini yönetir o insan. yolu da bellidir fakat bir gün sular kesilir, yataktan kalkar ve susamıştır. varsa biraz eğer, devlet su işlerini aramıştır ve işte karşısına çıkmıştır; belki de bir bütün ömrü alo demekle geçen adam.

yinelersin tekrar, sular kesik ve kan damlıyor musluklarımdan peki ne zaman gelir kestiğin hayatlar, bak geç kalıyoruz her şeye be adam.

evlat der herkese titrek bir ses tonu ile hayatı bütün bir alo olan adam.
sakin ol ve bırak şimdi kalbine doğrulttuğun o beynini. biraz nefes al ve aç bak pencereni göreceksin daha önce göremediklerini, benim bile göremediklerimi.

ve baktım aynaya gördüm ki, kulaklarım kesilmiş ve ellerim titriyor tutuğumda ellerini ömrümün ve ömür ölümle kol kola.

11 Mayıs 2007

26 Şubat 2007

otuziki

vakit, gece yarısını otuziki dakika geçmişti. ancak zaman böylesine otuziki geçmemişti hiç ve hiç bu kadar gözümün içine bakmamıştı.

22 Şubat 2007

tüm bu olanlar, tüm bu olanlar mı?

uyandığımda, uyuyan benime bakıyorum ve çemberin içinde buluyorum kendimi. merkezden kaçarken bir zaman birikintisinde boğuluyorum. aklımda hep bir şeyler var ve aslında bir o kadar da hiçbir şey yokken devam ediyorum kaçmaya... oysa tüm kaçışlarımın yine ve yine kendime olduğunun bilicinde olarak.
ne garip değil mi?
dündü zaman.
ne kadar garip ki, şimdi bugün ve her bugün, şimdi. aklım el vermiyor aklımı, ezer geçersin ve hırpalarsın. ama bil ki ben, sen aslında hiçbir şey yapmıyorsun sadece olağansın, belki de yalansın. ya da basit bir organik kimya ürünüsün. belki de tek suçun sabah uyanmaktır, uyanıp güne devam etmen ve her gün, şimdiki bugüne zarar vermendir.
ne garip değil mi?
dündü zaman.

yıl olmuş kaç, sen hala ne?

bir alttaki yazı ile bu yazı arasında 15 seneden fazla zaman var. neredeyse 6000 gün. altıbin adet doğmalı batmalı gün. hepsi de adrese tesl...