24 Ocak 2007

mim faciası

bir mim faciasına daha, yine derin iz tarafından yakalandık :)

beş yıldır aynı bilgisayar firmasında bıkmadan, usanmadan çalışan ve bu sayede de evindeki bilgisayarında 1500 gb lik bir harddisk topluluğu barındıran, gününün dörtte üçünü 17” veya 19” karşısında geçiren bir insanımsıyım.

eve dönüş için binilen metronun 13 dakika süren yolculuğu boyunca bu akşam ne yapmalıyım ya da bu akşam kime söz verdim diye düşünen ve eğer birine söz verilmemişse, bu akşam ne yapsam diyerek bütün geceyi hiçbir şey yapmadan geçiren; evden işe, işten eve insanıyım.

film izlemeyi seven fakat ama lâkin, izlemeye başlayabilme kısmını bir türlü beceremeyen, “şimdi ömrümden iki saat çalacak, buna değmeli” diyerek, filmlerin detaylarına netten ulaşan ve bir türlü seçip beğenemediği için, izleyemeden “hay allah! yine geç olmuş” diyen bir saçma sapanımsıyım.

çok sıkı bir pes6 oyuncusuyumdur. bizim eve gelen ve eli gamepad tutabilen herkesi karşıma alıp dövmüşlüğüm vardır. buradan yola çıkarak futbol ile çok fazla ilgili olduğumu ve her perşembe akşamı yaptığımız halı saha maçlarında vasatın üzerinde bir performans sergilediğimi söyleyen basın grubu çalışanlarına teessüflerimi bildiririm.

aşırı derecede her şeyi ve kendini umursamaz olan ben, o hayatıma girdiğimden beri, kendimi ve birçok şeyi daha bir umursamayı başarabilmiş, geri dönüştürülebilen örnek insan modeliyim.

sağ kanattan yaptığım ortaya kafa vurmasını istediğim kişiler:
7.oda
bessy
bitkisel
dir.

18 Ocak 2007

ve yine de ki

kuytu bir karanlık kaplıyor
ruhumu
ve
gökyüzü çatlamış
umutsuz bir sabaha
koşarken
ben o şehirde ağaca asılıyım
ardımda güneşin bitişi
ve
kanımda sigara külleri

ışık kuytu karanlığın sahibi
beyaz sabah keskin ellerinde
adımlarımı yitiriyorum
dar sokaklarda
ve
kaybolmuş hayat yine
inadına karşımda

bir yaprak daha ellerimden
düşerken
finalde
kınından çekilen kılıç
kuytu ışık ve
anlamsız kör oluşum

15 Ocak 2007

8 Aralık 2006

dönüşler

ve işte yine bir adım
daha;
geçmişe,
geçmişten dönen.

eskimeyen,
ve tükendikçe
yenilenen,
çığlıklar geçti
az önce...

ki
hiçbir şeyin sırası değildi
ve
zaten
öyle bir sıralama
olmayacaktı
hiçbir zaman

gittiğimi sanırken
döneceğim aslında
her an
ve şimdi
canlarımı sayıyorum

bulmak adına
kaybediyorum
durmaksızın
kendimi

elde var; kalan
ve her zaman
kalacak olan...

4 Aralık 2006

fareli köyün postacisi

acıktım ve mutfağa doğru veya yanlış seçeneklerden birini gördüm sokakta o kadar dardı ki zar zor sorular sormuşlardı sınavda düşünüyormuş gibi yapmaya çalışırken insan kendini işine kaptırır tüm paraları hırsıza ve artık yıla denk gelmişti postacı ve elektronik postaları da kendisinin getireceğini söylüyordu. bunu duyduktan sonra kendime çeki düzen vermeye karar verdim ve cümleleri birbirine bağlamaktan vazgeçtim, işte tam bu sırada, saat yirmi sularında su faturasını yarın ödemem gerektiğini farkettim ve eğer ödemezsem hiçbir şey olmayacaktı. hiçbir şey olmayacak şeyleri farketmekte üstüme yoktu. asıl meseleye geleyim; beynimde, televizyondaki karıncalı gösteren kanalı açan her kimse, çarpışan arabaların daha zevkli olduğunu bilsin. hem kablosuz klavye ile bir türlü aryuken çekemezken kablolu ve dandik klavyeyle çok da güzel aryuken çekebiliyorum. baştan sona okuyabildiysen eğer; ne kadar can sıkıntısı çektiğimi farketmişsindir. şimdi esas meseleye gelelim; havalar çok soğuk ve mavus tutan elim çok üşüyor.

2 Aralık 2006

çığlık

uzun süredir kalemime yazamıyordum kendimi; saçma sapan bir karanlık elimde, dizimde çocukluktan kalma yaralar ve işte zaten içsel kavgam, dışa doğru ve dünyaya teğet geçen yaşamım. kopuk kelimelerimin anlam bütünlüğü ve kullanılmayan kelimelerin yerine koyduğum hayat tecrübeleri… kendime yaptığım darbe sonucu; kendimi, kendimden indirdiğim soğuk hava dalgalarına karışan sessiz nefesim. titrek ellerim ve sadece dünyaya inat ve dünya dağ misali; ben küskün…

yıl olmuş kaç, sen hala ne?

bir alttaki yazı ile bu yazı arasında 15 seneden fazla zaman var. neredeyse 6000 gün. altıbin adet doğmalı batmalı gün. hepsi de adrese tesl...