2 Ağustos 2007

hercümerç

içinde yaşam barındırmayan yeryüzünde,
gökyüzünün ölüme yattığı sırada,
yarıçapındayım evrenin.

çürümeye yüz tutmuş saniyeler
sona varan tüm günü boğmak üzereyken
bir hırıltı ile kesiliyor, yaşamsızlık.

ve yaşamsızlık boynumdan kıskıvrak yakalıyor.
ve gökyüzü ağlıyor.
ve ben kendimi ölüyorum.

1 Ağustos 2007

paralel

gerçekler’siz olamayacağının farkında olduğun zamanlarda, iç gerçeklerini istersin. ve işte zaten insan bu hepsinin bütünüdür. olağandır; olan biten iç dünyanın kişilik bozuklukları, dışavurumların…


kişinin kendisinde olmasını istediği hayat asla kendisinde olmayacak olandır.

21 Temmuz 2007

renksiz mavilik

bazen hiç oldurmayacağın ya da istemeyeceğin herhangi bir şeyin, bir anda o an olması gerektiğine inanman. ancak, o şeyin oldurulmasını hissettiğin an, içindi bu. fakat bu sadece senin içindendi. o an herkes diğerleriydi ve sen bunu unutmuştun; diğerlerini. belki yola çıkmıştın da... ve zaten en güzel olandı, o an, gidene kadar ve olan ve biten... ve işte zaten ortalama bir an. seni de kapsayan, diğerlerini de.

3 Haziran 2007

bazen gerçekten

dün hava çok sıcak olmasına rağmen bir o kadar da cumartesiydi ve dünyada her şey kötüye gidiyordu ya hani, işte ben dün işe gitmedim. pazar gibi bi cumartesinin ardından pazara merhaba dediğim şu saatlerde buzdolabının yazılamayacak kadar zırıltılı sesini kesmeye gittim çünkü bu evdeki terliklerin yerini de bilirim ben. velhasıl-ı kelam artık evde karıncalar da boy göstermeye başladı bu yıl kola şişelerinin içinde ölecek olan karınca sayısının, geçen yıl karadeniz’den çıkarılan hamsilerin sayısından daha fazla olacağından hiç süphem yok. standart sapma ve varyans ulaşılması zor ünlüler gibiler but hepsi bildiğin matematik. binom da çok hayvan. how are you feeling? bi ara ömer üründül ile milli takım arasındaki kontrollu ve kollektif ben demiştim ilişkisini ele alacağım. ama önce ankara’ya bağlanayım. tamam sen de bağlan be güzelim.

21 Mayıs 2007

hüzüntülü açlık

karla karışık gece yağarken yağmurlarıma, yürümeyi seçiyordum aynamın kırıldığı yere doğru ve kendimi buluyordum; kendime şarkı sözü yazarken ve üzerimde tüm dünya, bana bakıyordu, dünya demek insanlar demek değildi. dünyanın tüm akli dengesi bozulmuştu, dünya demek insanlar demekti. uzandığımda uyandığımı hatırladım. paragraflarımı düşürmüştüm ve hepsi kilimle aynı renkti. kilimi silkeledim balkondan aşağı, bütün kelimelerim ölüme düşüyordu bense lüzumsuz bir gevezelik yapıyordum iç dünyamda. birazdan kapı çaldı, gelenler alfabenin bir çok harfiydi. büyük olanlar yanında küçüklerini de getirmişlerdi. ve onlara söz verdim. sonra pilavın tuzu az olduğu için ağlamıştım. aç kalmıştım... şimdi ise gidiyorum yumuşak yastığa başımı koymaya. sabah telefonumun sen çalmasını bekliyorum.

11 Mayıs 2007

2 Mayıs 2007

öldürmüştü katı haliyle zamanı. ve olağan sona doğru varırken, gerçekliğinden sıyrılan çiçeklerin yaprakları artık toprağın tek sahipleriydi. hayat senin ne kadar yukarıdan düşebileceğinle ilgileniyordu o sıra. sen, içinde büyüyen o tatsız evrenin her damlacığında boğulurken, sevdiğin çiçekler de artık o toprağa ait değildi. birbirlerini tamlamaktan vazgeçtikten sonra her biri anlamsızlık yetiştiriyordu geleceğine. ki gelecekleri kendileri değildi ve her depremde de bir payları vardı. siyah bulutların öfkesi, su daha büyüktü topraktan ve ağlardı insan. hep ağlardı. insan ayaklarının altına alırdı küçük olanı, bitince ağlaması altına girerdi ayaklarının. ve insan ağlardı.

yıl olmuş kaç, sen hala ne?

bir alttaki yazı ile bu yazı arasında 15 seneden fazla zaman var. neredeyse 6000 gün. altıbin adet doğmalı batmalı gün. hepsi de adrese tesl...