uyan git çalış gel, bazen uyanmadan git. işte git gel. evet normal ki. yok yok bazen normal değil. bir zaman sonra kendine sorular sorup ve yine çalışmak’tan dolayı diye sonuçlanan o garip hislerin yaşandığı dönemler her şeyden sıyrılıp gitme düşüncesi ama bir yandan da yaşayabilmek için gerekli olan maddi sebepler derken o da ne? ne, ne? alışırsın olum bunlara. hep o kızdığımız büyükler gibi olmaya başlanılan evrim dönemidir işte geçer arada bir tutar bu eski hâller, sonra düzelir. evet evet düzeliyor, düzelince de o kapitalist rejimin içinde bal tutan parmağını yalar oluyorsun, yok o değil de dünyada altı-yedi milyar insan yaşıyor. evet içlerinde de hiç bindokuzyüzbir'den önce doğmuş olan yok. olsa da ne yazar, yok yazalım devamsızlıktan kalsın. 2100 yılı 1 ocak günü cuma’ya denk geliyor. birileri albüm yapıyor heyo. dinle dinle, biri daha albüm yapmış, dinle. aa bunlar hep yapıyor vay be! tv de yeni dizi varmış, benim de olsun bi dizim, aslında dizim var, iki tane. ama ağrıyor onlar. romatizma diyorum ben. insanlar 23 yaşına kadar büyür 23 yaşından duraklama dönemi geçirir ve 23 ten sonra yaşlanmaya başlarmış. dizlerim olayı aceleye getiriyorlar. neyse oldu bir kere, dişlerim dökülüyor olum, sen ne diyosun, bal tutan parmak yalar. ama yanlış parmağı yalıyon salak! ben bal sevmem. internet üzerinden akıp giden lojik bir hayat benimki. 0,1 ler akıyor damarladımda. kesiyorum, bağlantı kopuyor. erol okula git, bitir olum bitir. çalış lan çalış. sigara yak. tamam yakıyorum. yaktım! ve sürekli aynı dertlerden bahsedilen konuşmalar yapıyorsan hayatında, sen bu yolun yolcususundur. kalkıyoruz bir iki, bir iki...
1 Mart 2006
28 Şubat 2006
ne kadar kaldı
gelecekte bir gün,
belki biraz sonra
seni hapse atacaklar
ve
hiç anlamadığın
bilmediğin bir anda
bulunduğun yerden tepene
etrafı çevrili
bir beton yığını
inecek,
ve sen içeride
nefes almakta zorlanacaksın
şimdilik sana
eyvallah.
ve şimdi sen
devam et
kaldığın yerden…
belki biraz sonra
seni hapse atacaklar
ve
hiç anlamadığın
bilmediğin bir anda
bulunduğun yerden tepene
etrafı çevrili
bir beton yığını
inecek,
ve sen içeride
nefes almakta zorlanacaksın
şimdilik sana
eyvallah.
ve şimdi sen
devam et
kaldığın yerden…
26 Şubat 2006
acı'yan can
kapı ardında sensizliğin sessizliği, aklımdan geçen ve gözümün önünde canlanan bir kaç saat öncesine ait keyifli zaman dilimi. cebimden düşen özlemler baktığım yerlere saçılırken ben yağmur’a eşlik ediyorum, tane tane akan gözyaşlarımla. aklımızdan geçen korkularımız dilimizden dökülünce hüzün ele geçirdi zamanlarımızı. biraz sonra ayrılacak eller vardı, göz göze her gelişimizde buluşan ellerimiz ve motor ürküttü ruhumu, araç hareket edince götürdü her şeyimi, sen zaten her şeydin, bende. belki sıradan bir yolcuydun herkes için, gözünde akmakta zorlanan gözyaşların kondu gözyaşımın üstüne ve ben. ne istediğimi bilememiş gibi, dünyaya yeni gelmiş kocaman bir bebek gibi, etrafımdaki her şeyin anlamsızlığında kayboldum, kayboluşlarımız vardı aynı zaman diliminde, buluştuğumuz düşünceler vardı biz’e dair; bir başka zaman-mekan paradoksunda. kapıyı kapayıp ardımı döndüğümde ben, sen ve biz’ait bir üçlemenin tadına bakacaktım, elimde sigara, fonda sensizlik imkansız.
insan dilesin ve eğer gerçekten güzel olacak ise mutlaka güzellik yolu açılır.
insan dilesin ve eğer gerçekten güzel olacak ise mutlaka güzellik yolu açılır.
20 Şubat 2006
isteyen'e bateri elektrogitar, saz, az, yaz....
çoğunluğun yaptığı doğru olmayabilir. senin gözüne güzel görünen, güzel olmayabilir. bunlara itiraz ediyorsan neden hâlen daha aynı çemberin etrafını turluyorsun neden hep keşkelerin çok. özgürlük diye bir şey yok. adı güzel görünüyor özgürlük, ama yok öyle bir şey. dünya üzerinde hiç kimse yok bir sen varsın. al sana özgürlük, nereye kadar. kibirli olmanın başlangıç basamakları olabilir çok dikkat etmeli insan. kimsenin kimseye tahammülü kalmadığı bir garip demokrasi altında ezilen, dünya içine yerleşmiş kapitalist sistemin aşıladığı tek dozluk özgürlük iğnesi, sürekli bi muhtaçlık, zararlı bir madde olsa gerek ha! acaba bu çark içerisindeki hangi dişlinin arasında eziliyorsun da farkında değilsin, öyle bir zeytinyağı üslubuyla okşuyorlar ki gururunu, dolup dolup taşıyor, bedeninden farklılık akıyor, sanıyorsun, aslında akan şey bir kir üzerinden, teninin rengine bürünmüştür belki de. sen şimdi bir avuç toprak al eline de, bedenine sürüver, bir temizlik olsun; kendinden…
bunları sana demedim. demiş bulundum, bana. ama kendime değil.
akaduran
ellerini tuttuğumda dolmaya başlayan iki boşluk vardı, bulmacamda. biri senin yerleşmenle dolarken, diğeri; seninle yaşayıp, konuştukça doluyordu. ve artık o boşluklar dolunca ortaya çıkan sonuç ikimizin de eşitliğinin sağında duruyordu ve ikisi de eşitti; birbirine, birbirimize, biz’e.
ve artık boşluksuz yaşam olağanlaşmaya başladığında; bir kez daha anlıyordum eşittir’in kıymetini. ve ellerinden uzak kaldıkça bile, dolan boşlukların huzuru var etrafımda… ve artık hayatlarımızın kesiştiği noktada devam eden bir hayat, iki kişilik tek hayat...
ve zaman akıp giderken,ve artık boşluksuz yaşam olağanlaşmaya başladığında; bir kez daha anlıyordum eşittir’in kıymetini. ve ellerinden uzak kaldıkça bile, dolan boşlukların huzuru var etrafımda… ve artık hayatlarımızın kesiştiği noktada devam eden bir hayat, iki kişilik tek hayat...
sayarken kalanı
bize çaktırmadan
ve şimdi
ellerini tuttuğumda
unuttuğum şeydi
zaman…
biz'iz
sona
giderken
beraber
yürüdüğümüz
yoldu
ışığımız
ve
seni bana
beni sana
bağlayan
ve
şimdi
çıkagelen
biraz sen
biraz ben
giderken
beraber
yürüdüğümüz
yoldu
ışığımız
ve
seni bana
beni sana
bağlayan
ve
şimdi
çıkagelen
biraz sen
biraz ben
16 Şubat 2006
heyhat
ne gördünüz ki benden
bir çift laf mı
edilen
bir kelime, cümlemi
yoksa kurulan
neden
sorusu zordur
cevap için
kendine yenik düştüğün
ya da düşeceğin an’dır
cevaplanacağı zaman
kendini ezerek bir
yalan altında,
ya da
kandırmaca.
ya konuş
ya da
dön ve bak
aynaya,
ağla.
ma.
bir çift laf mı
edilen
bir kelime, cümlemi
yoksa kurulan
neden
sorusu zordur
cevap için
kendine yenik düştüğün
ya da düşeceğin an’dır
cevaplanacağı zaman
kendini ezerek bir
yalan altında,
ya da
kandırmaca.
ya konuş
ya da
dön ve bak
aynaya,
ağla.
ma.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
yıl olmuş kaç, sen hala ne?
bir alttaki yazı ile bu yazı arasında 15 seneden fazla zaman var. neredeyse 6000 gün. altıbin adet doğmalı batmalı gün. hepsi de adrese tesl...
-
Tatil e cıkacagım şurda 2 gün kaldı.. Ama gel gör ki işler giderek arttı. Sinir bi durum Stres oldum bugün.. Güzel olan tek şey; Mudanya ya ...
-
Parıltıları kaldı artık biriken sıkıntılarımın Organlarım teker teker dökülüyor, Kalbim o kadar sessiz ki bu duruma.. İçinden haykırıyor, du...
-
Beynimin içinde bir tadilat var. Sanırım Filler büyük hasar vermiş. Tadilat ı yapanlar kısa süreli bi uzaklık yaşa diyor.. Uzan, gözlerini k...